İstanbul içi “göç”ün kronolojisini ortaya koyan bir mekan öyküsü

12 Mart 2010



Bahar Pastanesi bugün, ilk açıldığı günkü halinden epeyce farklılaşmış vaziyette... Pastanenin Nişantaşı'ndaki mekanını ziyaret ettiğinizde, belki Baylan ya da Konak'ta rastladığınız "eskilik ile birlikte gelen romantik etki"yi göremiyorsunuz. Burası biraz kitsch, parlak ve tertemiz ve hatta neredeyse "Avrupai" görünüşlü bir mekan. Ancak pastanenin eski pastanelerin karşılık geldiği tüketim ve talep ortamından aynı oranda uzaklaştığını söylemek mümkün görünmüyor. Ziyaretimiz sırasında rastladığımız bir müdavim, Bahar Pastanesi'ni övmekten geri durmuyor! Doğma büyüme Nişantaşılı olan beyefendi, küçüklüğünden beri alışveriş ettiği pastaneden aldığı lezzetleri bugün hala sanki ilk hali ile tadabildiğini anlatıyor. "Zaten değişmiş olsalar bir daha gelmezdim. Burası, kesinlikle Türkiye'nin en iyi pastanesi!" diyor ve bir yandan da bir kaç kilo lokum ile şekerlemeyi kese kağıtlarına doldurtuyor. Öyle gözüküyor ki kuramsal bağlamda rahatlıkla lanetlediğimiz o "geçmişe dönme arzusu ile yanıp tutuşan ve değişimden korkan tarihselcilik", söz konusu kişinin fiziksel olarak tükettikleri ve hele bir de gırtlağından geçenler olduğunda birden bire empati dolu bir kanaatkarlığa yerini bırakıyor. Hiç şüphesiz Bahar Pastanesi de, diğerleri de değişiyor. Ancak bu değişim ya kendini çok göstermiyor ya da aynılığı talep edenleri memnun etmesini beceren bir nitelikte gerçekleşiyor.

Sarıhan Nişantaşı'ndaki mekanın iç dekorasyonunu sadece bir kez değiştirdiklerini anlatıyor. 2006 senesinde gerçekleştirilen yenileme ile hepimizin aşina olduğu ahşap ağırlıklı görünümden uzaklaşılıyor; mekana beyaz mermer, aynalar ve gümüş renkleri egemen oluyor. Peki 30 senenin ardından bu son derece yakın tarihli yenilemenin sebebi neydi? Müşterilerinin "Artık eskidiniz" serzenişleri, "Bahar" ailesini etkilemiş gözüküyor. Ancak bu kez de onlar bir serzenişte bulunuyorlar: "Bu kez de ‘Aaa, neden değiştirdiniz? Eski haliniz daha güzeldi!' diyenler oluyor."

Sarıhan'a Bahar Pastanesi'nin sayılan mekanlarının konumlarının neye göre seçildiğini sorduğumuzda "Hayat bizi sürükledi" cevabını alıyoruz öncelikle. Fakat sonrasında Adalar, Nişantaşı, Kurtuluş ve Arnavutköy dörtlemesinin bir tür İstanbul içi "göç"ün kronolojisini ortaya koyduğunu anlıyoruz.



Sarıhan, Kınalı Ada'da hizmet verdikleri Ermeni ve Rum vatandaşların peşinden ve hatta onların tavsiyesi üzerine Nişantaşı'na geldiklerini anlatıyor. Kurtuluş'a gidiş ise tamamen müdavimlerin önerisi ve ısrarı ile oluyor. Kınalı Ada'da yazları ikamet eden, kışları ise Kurtuluş'a geçenler, Bahar Pastanesi'ni bırakmak istememiş gibi gözüküyorlar. Belki de pastanenin uzun ömürlülüğü bu "müşterilere bağlılık"tan kaynaklanıyor. Ancak söz konusu "müşteri" olduğunda Sarıhan bir nebze de olsa şikayet etmekten kaçınamıyor. Değişen müşteri profillerinin kendilerini de değişime zorladığından söz ediyor ve "Bir zamanlar tüm giriş katlarında mahalle sakinleri otururdu. Şimdi ise onların yerini, eskileri bize özleten şirketler aldı" diyor. Bir de küçük itirafta bulunuyor: "Biz sadece kalburüstü bir sınıfa hizmet etme gayesindeyiz."


Konak Pastanesi
Bahar Pastaneleri
İnci Pastanesi
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :